” Le Droit a la Paresse ” Tembellik Hakkı ve Garfield Ekolü

Paul Lafargue en çok avrupa diline çevrilen kitaplar arasında üst sıralarda olan bu önemli eserinde derki: “hala anlamıyorlar makinenin insanlığın kurtarıcısı olduğunu; insanı aşağılık ve ücretli işlerden kurtaracak olan, azat eden, boş zaman ve özgürlük veren tanrı olduğunu!

“Tembellik hakkı”;  birtakım avrupa ülkelerinin iş kanununda yeri olan bir maddedir. Bu ülkelerde; dozunda yapmak suretiyle iş yerine telefon açıp, çok hastayım, şu oldu bu başıma geldi gibi bahaneler uydurulmasına gerek kalmadan, sadece ben bugün çalışmak istemiyorum diyerek işe gitmeme hakkıdır tembellik hakkı. Belki de buradaki “tembellik” sözünün yerine “boş zaman” sözünü koyarak Lafargue’ı aklamak gerekir. “Boş zaman”, T.S. Eliot’a göre “kültürün temelini” oluşturur. Lafargue’ın Tembellik Hakkı’nı okurken, Eliot’ın bu sözünü aklınızdan çıkarmamanız gerekir.

Lafargue kimdir neler demiştir kısaca değinelim;

Fransız uyruklu düşünür; Küba’nın Santiago kentinde 1842 de doğdu. Dokuz yaşındayken ailesiyle birlikte göçtüğü Fransa’da Tıp Akademisi’ne yazıldı. Üniversitede, kralcı hükümete karşı mücadele etti. Yine aynı dönemde yoğun bir okuma uğraşına daldı. Hegel’den Feuerbach’a, Fourier’den Comte’a kadar pek çok düşünürün yapıtlarını okumasına karşın, özellikle Proudhon’dan etkilendi.

Siyasal etkinlikleri nedeniyle Akademi’den uzaklaştırılınca, öğrenimini Londra’da tamamladı ve karısı Laura’yla birlikte yeniden Paris’e döndü. Art arda üç çocuğunu da yitirmesi üzerine tıptan soğudu. 1911 yılında karısıyla birlikte kendini öldürdü. Yaşlılığın, beden ve zihin güçlerini azar azar kemirdiğini görmek istemeyen Lafargue, yetmiş yaşını aşmamak üzere kendine verdiği sözü tutmuş oluyordu.

Lafargue’ın yetiştiği dönem ve çevre, genel olarak, işçi kitleleri için insanlık dışı bir ortamdı. Aydınlar arasında, öldürücü çalışmaya karşı bir tepki filizlenmekteydi.1848′de, çalışma saati Paris için günde 10, taşra için 11 saatti. Fransız Yasama Meclisi, 9 Eylül 1848′de fabrika ve yapımevlerinde toplu çalışma saatini 12 olarak saptıyor. Sonraları bu 17 saate kadar çıkacaktı. İşte Lafargue, çalışma zorunluluğunun insanlık dışı noktalara vardırdığı bir dönemde, tembellik hakkını savunmak gereğini duydu.

Her sistem her inanış, zorunlu çalışmayı öğütlemişlerdir. Lafargue bunları biliyordu. Oysa Lafargue, günde üç saatlik bir çalışmayı yeterli buluyordu. Tüm bunlardan çok yıllar önce, tembellik, yani boş zaman hakkını Rousseau dile getirmiştir. 1758 tarihli “d’Alembert’e Mektup” adlı yazısında:

Halkın, ekmeğini kazanmak için harcadığı zamandan başka zamanı yoksa, yazık. Ekmeğini sevinçle yiyebilmesi için de zamanı olması gerek. Yoksa, uzun süre kazanamaz olur ekmeğini. Halkın çalışmasını isteyen şu adaletli ve iyiliksever Tanrı, onun dinlenmesini de ister. Doğa da halkın aynı zamanda çalışmasını ve dinlenmesini; didinmesini, aynı zamanda da haz duymasını ister. Çalışmaya karşı duyulan tiksinti, yoksul insanları çalışıp didinmekten daha çok bunaltır.“ der Rousseau ve ışık tutar biz keyifli tembellere.

Lafargue, çalışmaya değil, insanı insanlıktan çıkaran aşırı çalışmaya karşı savaşıyordu. Ona göre, 19. yüzyıldan beri işçi sınıfının başına bela olan şey “aşırı çalışma”ydı. Bu tempo, işçileri her türlü düşünsel yozlaşmaya, organik rahatsızlıklara götürüyordu. Bu yalnızca bir kötülük değil, aynı zamanda delilikti. İşte Lafargue, işçileri, bellerini büken bu delilikten kurtarmaya çalışıyordu.

Asabiyetiyle pek bize yakın durmasa da hayatı ağırdan alan ve bir uyanamama, bir hareketegeçememeabidesi olan Garfield ’ı tanıyor seviyor ve keyifle takip ediyoruz, pazartesilerden, örümceklerden ve postacılardan nefret eden Garfield ; çizgi dizi tarihinin en tembel kedisidir. Ama belki de  onu önemli kılan;  tembelliği ile yarattığı sempati ve verimli tembelliğidir.

Garfield 1978 yılında Jim Davis tarafından yaratılmış ve ilk kez 19 Haziran 1978 de 41 gazetede birden şerit halinde yayınlanmaya başlamış. Garfield adını Jim Davis’ in dedesinden almış, huyunu dedesinden mi almış bilmemekteyiz. Kötü huyları var , tembel ve obez  bir kedi Garfield. İşte bu yüzden dış görünüşün, diyet yapmanın hep çalışmanın boğduğu şimdinin insanının tam karşısında duruyor, bir anti-kahraman yani.

Şu an 2000 den fazla gazetede yayınlanmakta olan Garfield ’ın bizde de yayınlandığı gazeteler var. Karikatürlerini daha çok erişkinler takip ediyor diyebiliriz.

2004 te “Garfield: The Movie” filmi ile tanışmıştı ekranlarla ve 2006 Ağustos unda da Garfield : A Tail of Two Kitties ile bizi güldürdü. Ben kendi adıma ilk filmde hayvanları sevelim temasının gözümüze gözümüze sokulmasından rahatsız olmuş ve pek ısınamamıştım ilk filme.

Garfield; farelerin peşinden koşan bir kedi değil, oturup onlarla anlaşmayı tercih ediyor. Hayatı buzdolabı ve yatak arasında mırıldanarak geçiren ve ‘rejim mi asla’ diyen bir kedidir Garfield.

Kesin olan şudur ki ; Paul Lafargue ‘ın  tembellik hakkı yada daha doğrusu boş zaman teorisi, temelde Garfield ‘ın her daim yorgun ve aç, şımarık, oldukça geveze ve kedi olmanın sonsuz olanaklarından faydalanan felsefesiyle çelişir. Gerçi boş zaman, kültürün temeliyse, Garfield oldukça kültürlü bir kedidir diyebiliriz. Hayatından memnun olması, espri ile yaşamayı becermesi realist olması –abarttım sanmayın- , onun tembelliğinın verimliliğinin işaretleridir. Tembellik Hakkı nın yasallaşması meşhur kedimizin işine yarardı ve  yasayı çılgıncasına kullanırdı bu kesin. Hani bizde de farklı olmazdı bu; bazı sabahlar mazeretsiz işe gelememe özgürlüğü başımızı döndürebilir ve yurdum insanı “tembellik hakkımız söke söke alırız” lara varabilirdi.

Yada nasıl bağlasam; öylece oturmayın, Hak Verilmez Alınır

 

Not: Bu yazı Ocak 2007 de asabiyim.com için yazılmıştır.

Comments are closed.